6 ŞUBAT ASRIN FELAKETİ ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ.YER BİLİMCİ PROF.DR.NACİ GÖRÜR ERZİNCAN, BİNGÖL VE TUNCELİ İLLERİ İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKİYOR UYARISINDA BULUNDU. YAKIN GEÇMİŞTE JAPONYA’DA 7.6 DEPREM OLDU, 200’DEN AZ İNSAN ÖLDÜ. BİZDE OLSA 200 BİN İNSAN ÖLÜRDÜ..
(TERCAN BÖLGE HABER)HAYDAR COŞKUNFIRAT
Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, yaptığı açıklamalarla büyük yıkımlara neden olabilecek depremler üzerine bilgisini kamuoyu ile paylaşıyor. Depremin bulunduğumuz coğrafyanın bir özelliği olduğunu kabul etmemiz ve bu gerçekle yaşamamız gerektiğini vurgulayan Naci Görür, ancak deprem dirençli kentlerin inşa edilmesiyle yaşanan yıkımların ve ağır can kayıplarının önüne geçilebileceğini, gelecek nesillerin böylece güven içinde yaşayabilmesinin mümkün olabileceğini söylüyor. Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıl dönümünde Naci Görür, deprem gerçeğine uygun yaşamadığımız takdirde Türkiye’nin ekonomik ve siyasi bağımsızlığının tehlikeye gireceği uyarısını yapıyor.
Yaşadıklarımız ışığında sizin görüş ve düşüncelerinizi alabilir miyiz? Deprem karşısında nasıl bir yaklaşım geliştirilmeliyiz?
Deprem bu ülkenin bir özelliği. Çünkü biz Alp-Himalaya Dağ Kuşağı içerisinde yer alıyoruz. Alp-Himalaya Dağ Kuşağı, tamamen canlı ve aktif fayları içermesiyle karakterize edilir. Bizim bulunduğumuz coğrafyada depremi oluşturan mekanizma veya jeolojik, jeofizik sistemler yaklaşık 13.6 milyon sene önce gerçekleşmiş.
Türkiye’nin tektonik dediğimiz dönemi yaklaşık 13,6 milyon sene önce başlamış ve bu süre içerisinde depremler oluyor. Depremler insanların olmadığı dönemde de var. Daha milyonlarca sene de devam edecek. Şimdi biz depremleri durduramayacağımıza, her büyük depremde 10 binlerce insanlarımızı toprağa veremeyeceğimize ve bu bize yakışmayacağına göre depremlerle yaşamayı öğreneceğiz.
Bunu nasıl başarabiliriz?
Depremlerle yaşamayı öğrenmek, deprem dirençli yerleşim alanlarına, yani kentlere sahip olmak demektir. Bilim toplumu, teknoloji üreten, düşünen, bilimin ışığı altında yürüyen, iyi yetişmiş insan kaynağına sahip toplumlar bu işi bugün başarmışlar.
Bizden daha büyük depremler geçirdikleri halde kentleri en az zarara uğruyor veya hiç zarar görmüyor. Yakın geçmişte Japonya’da 7.6 deprem oldu, 200’den az insan öldü. Bizde olsa 200 bin insan ölürdü. Bu durum bize yakışmıyor. Onun için aklımızı başımıza toplayalım”Kabul edilecek yol siyaset üstü olmalı”
Millet bu mülkün sahibidir. Mülkün sahibi kendi malını, canını ve çoluk çocuğunu korumak istiyorsa önce düşünecek, bilimin yolunda ilerleyecek. Kendini yönetmeye talip olanlardan çok önemli bir talebi olacak. Diyecek ki, “Eğer beni yönetmeye talipsen, bu ülkedeki bütün yerleşim alanlarını deprem dirençli yapın.
Çoluk çocuğumun can güvenliğini sağlayın. Eğer böyle bir programın varsa, bana gel oyum senindir. Ama böyle bir niyetin yoksa seni sandığa gömerim.” Millet bunu dediği sürece biz bu sorunu çözmüş oluruz. Yoksa asla çözemeyiz. Her depremde ölürüz ve Türkiye Cumhuriyeti de ekonomik ve siyasi olarak bu asrı özgür çıkartamaz.
Kentleri nasıl deprem dirençli yapacağız?
Bir kenti kent yapan 6 tane bileşen var. Bunlardan biri yönetim, yani belediye. Büyük ölçüde halk, altyapı, yapı stoku, ekosistem, çevre ve ekonomi. Önce bir kenti tehdit eden tehlike nedir? Faylar. Bu faylar nerede? Özellikleri, eni, boyu, derinliği ne? Ne kadar büyüklükte deprem üretir, kapasitesi ne ve ne zaman üretir? Bunlar araştırılıp önüne koyacaksın. Bir belediye başkanı işe başlarken önce bununla başlayacak.
Bizde belediye başkanlarının umrunda bile olmuyor. Kentin karşı karşıya olduğu tehlikeyi bilmiyorlar. Öncelikle kenti tehdit eden tehlikenin ne olduğunu bilecek. Sonrasında bu tehlike gerçekleştiğinde kente nasıl zarar vereceğini bilecek, araştıracak. Kente nasıl zarar verme ise az önce saydığım bileşenlerin nasıl zarar göreceğini ifade ediyor.
Oradan zararı da çıkartacak. Deprem gelmeden önce ben bunların nasıl zararını azaltırım, zayıf noktalarını güçlendiririm diye çalışmaya başlayacak. Böylece kent deprem dirençli hale gelmiş olacak. Deprem geldiği zaman da minimum zararla atlatacak. Kentin günlük yaşamı bile değişmeyecek. Bu basit bir şey. Bütün dünya bunu biliyor, böyle yapıyor. Deprem ülkesini yöneten bu kadar belediye başkanı deprem konusunda Kaf Dağının buzulu gibi zihniyete sahipler. Bu konuya kafa yorma yok, insanlar da ölüyor.
İnsanlar depremi uzak bir ihtimal gibi görüyor ve çözüm üretmeyi erteliyor olabilir mi?
Depremler her gün olsa insanlar bunu fark edecek. Öyle fay zonlarında oturmuşlar ki, o fay deprem üretme periyodu 2 bin 500 senede bir defa oluyor. 2 bin 500 senede kaç nesil yaşıyor, deprem görmüyor. Ama depremin olacağı zamana denk gelen nesil kökten imha oluyor.
Çağdaş insanlar, devleti yönetenler kendi insanlarının can güvenliklerini yüzlerce, binlerce seneyi görerek alırlar. Yoksa benim insanım ölmesin diye yarını bugünü düşünmez. 100 seneyi de planlar 500 seneyi de planlar. Devlet, millet olmak budur. Bir topraklarda ezeli yaşamak budur, böyle olur. Bilgi toplumlarında böyledir.
“Çözüm üretecek bilim ve teknolojimiz var”
Şimdi Güneydoğu’da deprem oldu, kaç kişi öldü. Halbuki bu fay 500 senede bir deprem üretiyor. 500 sene öncesinde deprem olduğunda koruyacak, kollayacak, uyaracak bir şey yapılmadığı için o dönemin insanları öldü, yok oldu. 500 sene sonra biz de yok olduk. Şimdi bu kafayla gidersek bizden sonra gelen de 500 sene sonra ölecek. Biz bu tehlikeleri doğrudan doğruya ihraç ediyoruz, çözmüyoruz. Çözsek 500 sene sonra var olacak insanlar gittikçe güçlenerek, o ortama hazır olacak. Bizden öncekiler çözemedi, bilim – teknoloji yoktu. Şimdi de mi yok? Aynı şeyleri bir daha yaparsak, biz bu problemi nasıl çözelim?
6 Şubat özelinde yer kabuğunda nelerin yaşandığını gözlemlediniz?
Doğu Anadolu Fayı aşağı yukarı Erkenek civarında, Malatya-Elazığ arasında önce Elazığ-Sivrice ile Erkenek-Çelikhan arasında 1920 yılında kırıldı. O stresi Kahramanmaraş’a doğru transfer etti. Stresi transfer edince Kahramanmaraş tarafı da kırılmaya yüz tuttu, o da 2023’te kırıldı. Peş peşe kırıldılar. Kahramanmaraş’ta ilk deprem 7.8 oldu. 9 saat sonra o da Kahramanmaraş civarındaki yine bir kolu kırdı. Yani faylar birbirini stres transfer ederek kırıyorlar, parçalıyorlar ve büyük ölçüde Doğu Anadolu Fayı, Hatay’a kadar kırıldı.

![insanlarla2[1]](https://www.tercanbolgehaber.com/wp-content/uploads/2025/06/insanlarla21-scaled.png)


